Makine

Güncelleme tarihi: 12 Eki




“Bir insan, kendine biçilen ömrü uzatmak istese, ne yapardı Marduk?” diye sordu. O sırada ellerini arkasında kavuşturmuş, karşısındaki metal yığınını seyrediyordu. Her tarafında elektronik devreler ve kablolar olan bu makine, iki metre boyunda, insan formuna benzetilmiş bir mekatronik mühendisliği harikasıydı.

“Bilmem…” diye geçiştirdi baş mühendis Marduk. Sağ eliyle ensesini ovuşturdu ve başını öne eğdi. Luxa’nın omuzlarının üstünden kendisine doğru bakmaya başladığını gördüğünde ise “Ne yapardı efendim?” dedi.

Luxa, Marduk’a döndükten sonra uzun sarı saçlarını geriye doğru attı. Ve ağır adımlarla Marduk’a doğru yürüdü. Ağırlaşan adımların altında, Luxa’nın ezilen metal botlarının çıkarttığı ses, Marduk’u iyice geriyordu. Luxa, Marduk’un dibine kadar geldiğinde, Marduk onun yüzüne bakamıyor, metal zeminden bakışlarını ayıramıyordu.

“Zihnini evrendeki sonsuz bir enerjinin içine hapseder, ilkel bir ruha bağlı kalmadan, kâinatın sonuna kadar yaşardı. Sonsuz olan fikirlerdir Marduk. Fikir her yere yerleşip, bir virüs gibi çoğalabilir. Karşısına çıkan her engelde değişerek ve gelişerek büyümeye devam edebilir.”

“Bağışlayın ama anlayamıyorum efendim…” dedi Marduk. Luxa’nın gözlerine yalnızca bir defa bakıp yeniden başını öne eğmişti.

“Bu makine… Benim zihnime sahip olsaydı, onu ne kadar yaşatabilirdin mühendis?” diye sordu Luxa.

Marduk kafasını kaldırıp, iki yıldır üzerinde çalışılan dev prototipe baktı. Nihayet bu gece çalışmalar tamamlanacaktı. Yüksek miktarda grafen kullanılan dev makine, üzerindeki yüksek teknolojiler sayesinde bir insandan çok daha çevik ve dayanıklı olacaktı.

“KMT-001’i ulusal güvenlik için tasarlanan, yüksek teknolojiye ve ateşli silah gücüne sahip bir proje efendim, doğrudan bir yapay zekaya sahip olabileceğini düşünmüyorum.” diye cevap verdi Marduk. Ellerini önünde bağlamıştı.

Luxa kıkırdadı. Ardından önüne düşen sarı saçlarını yeniden arkasına doğru attı ve gülerek “Yapay zekadan bahseden kim Marduk!” dedi. Bir süre gülmeye devam ettikten sonra kendisine şaşkın gözlerle bakan Marduk’a döndü ve “Kendi zihnimden bahsediyorum. Evrende asla tükenmeyecek bir enerjinin hayat verdiği makineler, bizim aciz bedenlerimizden çok daha uzun ömürleri var Marduk.” dedi.

“Ama, ama onlar yalnızca makine efendim…”

“Belki öyle. Peki ya insanın zihni asla çürümeyecek bu metal yığınlarında var olmaya devam edebilirse, bu et ve kemik yığınına neden ihtiyaç duyalım ki?” dedi Luxa, kendi vücuduna tiksinerek ve iğrenerek baktı. Oysa bu kalın tulumların altından bile kendini belli eden zarif ve güzel bir vücudu vardı.

“Bana bunları neden anlatıyorsunuz efendim?” diye korku dolu bir sesle sordu Marduk.

Luxa, Marduk’un yüzüne bakarak gülümsedi ve arkasını dönüp, makineye doğru yürümeye başladı. Makineyi sabit tutan panelin arkasına doğru geçerken hala kıkırdıyordu. Mühendis onu artık göremiyordu ama duyabiliyordu.

“Neden mi?” diye sordu Luxa, sesi metal seslerine karışıyordu. Panelin arkasından bir şeylerle uğraştığı belliydi. “Çünkü…”dedi bir süre sessizlik oldu. Marduk merakla cevabın devamını duymak istiyordu.

Bir süre devam eden sessizliği, elektronik devrelerin çalışma sesi böldü. İki metrelik dev makine çalışmaya başlamıştı. Hafif dizleri kırık duran makine tam olarak ayağı kalktı ve gözlerindeki merceği örten kapaklar açıldı. Kızıl bir göz parladı. Az önce Luxa’nın yarım bıraktığı cümlenin devamı makinenin hareket eden ağzından duyuldu.

“Çünkü, insanoğlu yumuşak, zayıf, kırılgan. Suda boğuluyor, uzayda donacak. Göz açıp kapayıncaya kadar ömrü bitiyor…”

Makinenin ağzından elektronik bir tınlamayla dökülen sözcükler, Marduk’u şaşkına çevirmişti.



30 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Soğuk Çay

Cemre

Anıl Aslan.png
PicsArt_01-17-08.26.23.png