Su Masalı

Yalnızca, "yalnızlığının ölümünü" kutladığın bir zafer çığlığını duyabilecek kadar uzaktan bakıyorum sana. Seni bu kadar uzaktan seyretmek zorundayım; çünkü ateşin hükmü ellerimde değilse, hükmüm başkasının ellerindedir. Yine de o ateşin yanmasına izin verdim ayrı mesele.

Benim dünyam, karanlık bir orman, sen kayıp bir gezgindin. Güneşin doğmasını beklemeden, ay ışığına vuruldun. Bir parça aydınlık için seni sakınan kollarımdan bir ateş yaktın, feda olsun. Oysa sabretsen, benimde vardı güzel kokan çiçeklerim, beyaza çalan yeşillerim, güzel şarkısında bir sarmaşık uyutan bir tarla kuşum.

Günün birinde, ay ışığı peşinde dolanırken bozkırı aştın, çöle düştü yalnızlığın. Gece ihanet etti sana; kum soğudu, ayakların üşüdü ama susuzluğun kavurdu seni. Yanına erişemediğim zamanlarda bir su masalı anlattım sana, sana giden rüzgarlarla. Gümüş nehirler kenarında, altın saçlarını dans ettiren, kana kana su içen bir prensesi anlattım. Bir elinde yusyuvarlak bir dolunay, bir elinde tüm kudretiyle güneş vardı prensesin. Kuşlar sesi olup, uzak diyarlara; rüzgarlar nefesi olup engin dağlara gider, yedi tepeden yedi iklimi çağırırdı.

Su masalı, senin masalındı, benim rüyamdı. Benim rüyalarım, çöle düşen bir prensesi hiç anlatmadı.

Benim sana akan pınarlarım hiç kurumadı, ama çölüne de ulaşmadı. Sen, benim yağmurlarımda yıkanmak yerine, gözyaşlarınla bir çölü, denize çevirmek istedin, çamur; bataklık oldu.

Yorgun düştün, ağladın, uyuya kaldın. Su masalı, senin ölmeden önce son duymak isteyeceğin şey; kabusun oldu. Çölde bir serap oldu.

Sonra; gözüne hiç gözükmeyen, yüreğine hiç dokunmayan mektuplar var yazdığım. Bir cümlesinde, arkandan kovalayan bir zamanın yelkovanını yakalıyorum ellerimle; sen kurtuluyorsun, ben kalıyorum geçmeyen zamanın esaretinde. Seni alt etmek isteyen bir noktanın yakasına yapışıp, uzatıyorum cümleleri; bir virgülle, bir şans daha veriyorum sana.

Bazen bir romanın ana karakterini yakıştırıyorum sana, hiçbir sayfası yokki gözyaşı dökülsün, ara verilsin okumaya.

Ölümü unutturan, acıyı yok sayan, yalnızlığı yalnızca tanrıya bırakan anekdotlar yazıyorum hakkında. Masumiyet alınmıyor çocukların ellerinden, mutluluğu abartıyorum.

Fakat sen, oyuncağını kırmadan bırakmayan; dizlerini kanatmadan, düşmekten bıkmayan bir çocuk gibi, inatçıydın her zaman. Önce karanlık yollar seçip, sonra güneşe küser, sonra ay ışığından medet umardın. Sana vadedilen huzuru görmeyip, yasak elmaya göz dikerdin. Ve karanlık masallar okur, Su Masalını görmezdin.

5 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Makine

Soğuk Çay

Anıl Aslan.png
PicsArt_01-17-08.26.23.png